Philosophia, "yürüme"dir...

"Söz, eterik özdür."

Cağaloğlu

Modern yaşamın ve modernist kültür nesnelerinin (edebiyat metinlerinden televizyon dizilerine kadar) insanı tarihsizleştirici etkileri, yaşamın anlamsızlaşması, bölünme, şiddet, özsaygının yitirilmesi, kimlik kaybı ve Metin Bobaroğlu'nun deyişiyle "insansızlaşma sorunu" olarak özetlenebilir...

Batının Krizi, Doğu Bilgeliği ve Krishnamurti*

" 'Kriz', kişinin bilincinde, zihninde, kalbinde, davranışlarında ve ilişkilerinde." - J. Krishnamurti

Batı kültürünün günümüzdeki sorunu, insani özniteliklerden, değerlerden, erdem yaşantılarından uzaklaşmış olması ve çok değerli olan insan yaşamını anlamsız kılmasıdır. Bu anlamsızlık çeşitli bireysel ve toplumsal sorunlara yol açmıştır ve açmaktadır. Batı kültüründe günümüzde egemen olan söylem biçimi, bu anlamsızlığın yansımaları olan şizofreniyi ve korku içinde yaşamayı neredeyse alkışlamaktadır. Bunlar çağdaş kültürün öznitelikleri gibi gösterilmektedir. Özellikle kendileri de bu sorunları yaşamakta olan yazarlar tarafından yaşamın tek modeli olarak sunulmaktadır. Oysa ki sorun, yaşamın yalın haliyle yaşanmasıdır. Her insan biricik bir varoluşa sahiptir. Bu biricikliği onun doğuştan var olan öz nitelikleri ile diğer insanlardan farklı oluşudur. Ama öte yandan kuantum alanı bakışıyla her şey aynıdır. Bu yüzden olgular asla tek yanlı bir bakışla kavranamaz. Diyalektiğin özelliği karşıt iki şeyden birini seçmek değil, bir terazi gibi karşıtların dengesiyle bakmaktır. Kavramsal bilinçlenme benimsenip sezgi ve keşf olanakları yadsındığında insan kısırlaşır. Sürecin kavramsal bilinci ve psişik değerlerin sezgisi birlikte işlediğinde bütünsel bir bakış elde edilebilir. Bu yüzden ne felsefe öne çıkarılıp mistik yaşantılar yadsınmak, ne de mistik yaşantılar benimsenip felsefe dışlanmalıdır. İki binli yıllarda benimsememiz gereken hoşgörü, barış, şiddet karşıtı olma, doğal yaşamı koruma, saygı, sevgi gibi değerler ancak böyle bir bütünsel bakışla edimsellik alanında gerçekleşebilir.

Anadolu Aydınlanma Felsefesine Giriş Üzerine...

Sohbet geleneği üzerine kurulu, kuramsal ve uygulamalı yanları olan tarihsel bir süreç...

...

Felsefe kavramı "durağan bir tanımsal yapı" olarak değil fakat bir "insanî etkinlik süreci", "şekilsiz maddenin doğanın oluşum sürecinde biçimli bütünlükler oluşturması" gibi, "insan usunun düşünme, söz, yazı etkinlikleriyle ussal bütünlükler oluşturduğu" bir ontolojik ve epistemolojik süreçtir. Doğanın oluşum sürecini varlık kavramından başlatarak kuran ontolojik bilgi süreci, bir felsefe kuramının oluşturulmasına örnek alınabilir. Kurgul felsefe, "kavramı", "varlık"tan ya da "on to"dan başlatarak bir oluşum süreci olarak kurar.